Hally’nin Töreni,

2020, Şubat 27’ye bir geri bakış ve yoklayış…

Odamda kamp yapıyorum iki yıldır, yere iki tane kampçı matı attım, bizde keçe derler halk dilinde. Ama bu plastikten, modern keçe. Türkiye’den annemin yolladığı yün yorgan da var. Zaten annemin yorganı yetiyor, bu ağır yün yorganları Türkiye’den nasıl yollamış hatırlamıyorum ama geldiği günden beri başka yorgan kullanmadım. Makinada yıkıyorum, avluda kurutuyorum her sene. Bir de annem bu yorganları açar, yünlerini yıkar ve tekrar dikerdi ya da diktirirdi. Bu ne çile, ben tarak geçmeyen bir tutam saçımı yıkanmış ve kurumuş yün gibi açmakta zorlanırken yorganın içini döşüp yıkayıp tekrar dikmesi…

Mutfak eşyalarının büyük bir kısmı, çamaşır makinası da dahil hepsi özensizce, oraya buraya bırakılmıştı salonda. Mutfak dekore edilecekti, gözlerimin gümüş rengi gördüğü, fakat gerçekte gri renk olan mutfağın fayanstan duvarları, sıkıştırılmış tahta tozundan yapılı yeri olan bu mutfakçığın evyesinin altındaki akıntı giderilecek, yeniden bir evye takılacak, içi dışı artık küflenmiş olan fırın ve ızgarası değişecekti. Sağlamlar kalacak, çürükler yenilenecekti, dolaplar tamir edilirse idare ederdi daha , sırf en kötü yeni dolaplar yaklaşık iki bin pound yenilenmesi için. Dolap fiyatları bu rakamın altına düşerse, mutfak dizayn eden adamlar uğramazmış bile eve, üstüne bir de dolapların ve mutfak beyaz eşyalarının kurulum ücreti de varmış. O da iki bin beş yüz poundu bulurmuş ayrıca. Tamam ben bunları zaten önceki inşaat denemelerimden biliyorum. Ve fakat ben bu işlerde göçebeyim. Binanın arızalı yerlerini iyileştirmek, elindeki iyileri kullanıp restore etmek burada fiyatları yarılayacak ve de istediğim mutfağı kurmuş olacağım. Hem zaten ben zırt pırt eşya almayı sevmediğim gibi olanları da avluda parçalayıp yakıyorum, işleri bitince elbet. Yani bana kalsa avluda yaşayacağım çileklerimle.

Bütün bunlarla kafamı yorarken…

Bugün 26 Şubat ve yarın çöpler alınacak, kaldırıma belediyenin çöp kovalarını yerleştirmeliyim.

Avluya balerin inişi yaptım, şişme balerin inişi desek daha yaratıcı olacak.

Çok fena düştüm avluya.

Çöpleri sıraladım mutfak kapısına ve mutfağın kapısını açtım, tam kapıdan dışarı arka bahçe avlusuna doğru bakarken, bir acılı kısık bir ses duydum. Duyduğum bu sesle, ben o an saniyesinde, mutfaktan avluya doğru bakarken, o an karanlıkta, Hally’i gördüm, hava da yağışlı, Hally su içmeye çalışıyordu hem de evin sonradan eklenen kedisi Prens’in tuvaletini yaptığı leğenden içiyordu, ben Hally diye bağırdığım gibi kendimi avluya aniden atarken, dört basamak yüksekte olan merdivenin birinci basamağını es geçip, ikincisinin üzerinde kayarken ve sol bacağım evin duvarına, sağ bacağımda avlunun duvarına doğru saniye hızında havada ilerlerken, üzerine dolu ve yağmurun yağdığı avlunun taşlarına kayarak balerin inişi yaptım, tam hayallerimdeki balerin temel hareketlerinden olan devellopes tekniği, yani parmak ucunun gerilerek dizin yukarı doğru çekilmesi, bacakların ön ve arka tarafa açılması tekniğini doğal olarak bu düşüşümle uygulamış oldum. Çocukken TRT 1’de bale izlemenin faydaları. Yalnız ben böyle bacaklarım ayrık bir haldeyken hem gülüyordum hem de canım yanıyordu. Düştüğüm yerden sessizce kalktım ve ağır ağır yürürken sol bacağım yere basmıyordu. Sağ üst bacağımın kasları sanki yere dökülecek gibi hissettim duşa doğru yürürken. Bale hareketini bir zerafetli düşüş ile gerçekleştirdiğim için umutlu ve kutluydum. Ve beni dışarıya savurup atan, avludan yana duyduğum çığlık da doğruymuş, o saate bir kadın ağlıyormuş meğersem, gönül sorunu varmış.

Hally’nin cenaze töreni,

Bir bellek yoklaması yazısı . Aslında bir tutkulu kaynak çıkış noktam var, ya da kaynağın tutkulu bir çıkış noktası mı desek…

Çadır,

burada bırak, yazma şu çadırı! Karavanlardan söz et.

Bırakamıyorum çadır benim evim.

İstanbul’u bıraktığımda, çadırımı da bilinç altımın çimenlerinde kurup, uçmasın diye iplerini de bilincime bağlamıştım.

Belleği olmayanın bileği işe yarar  mı ? Bileğe dayandıkça hatırlarsın. Yani sen kalemi, kağıdı eline aldıkça, sözcükler arka arkasına gelebilir, gelmezse de üzülme, fotoğraflara bak. Eski fotoğraflarımıza bakma nedenimiz de bir hatırlama yapma isteğimizden doğmaz mı? Uzun zaman oldu bileğime ve fotoğraflara sormayalı.

Üniversite ikinci sınıf gazetecilik bölümünde okurken babamın aldığı kamera Nikon F3’ü elime aldığım günden beri kaç zaman geçmiş. İnsan neden fotoğraf çeker ?

Bu soruyu sorma ahh, bu soruyu burada şimdi sorma lütfen deyip susturuverdim kendimi. Çok güzel.

Biraz gerçekçi ol dediğimde, o da ne, öyle bir şey yok ki ben olayım derdi. “Gerçekçilik” saçmaymış öyle derdi, ne yazık ki bunu bir de inanarak ve ağlayarak söylerdi. İşte tam bir zır deli.

Ayağını zım zım basarak, ve yeri ağırlığınca hissederek, dolu dizgin yürümeyi, uçmaya tercih eden gerçekçilik olmalı. Yaşadığımız sürece hayallerimiz de bizimle yaşar,

Çocuk,

Hayallerde doğaüstü bir beklentisi olamaz bir çocuğun. Çocukluk işte, bunlar mucize olsun diye beklemezler, hayalleri olmayan ya da her nasılsa ki, hayalciliği saçma bulunmuş çocuklar, ergen olduklarında mucize beklerler. Acı değil mi ?

Hally’nin aramızdan ayrılışı…

 

Önce, Hally minyatür tabutunun içinde gömülmeden daha, avluda pas tutmuş bir mangalda ateş yakıldı, sonra, ahududu ağacının hemen yanındaki yer kazıldı ve Hally toprağa kavuştu, ardından ateş koru ile birlikte Hally’nin mezarının üzerine serpildi. Toprağa atılan korlar karanlıkta sessiz eteş böcekleri gibi havaya uçuştular. Böyle bir cenaze törenine ilk kez şahit oldum, zır deliler kediyi böyle uğurlar heralde. Samy Zuhal istemedi ki, veterinerin yakıp küllerini de bize postalaması servisini kabul etmedi, iyi ki istememiş, bizim törenimiz eski Şaman’ların ölüyü uğurlama törenine benzedi hem de bedava.

Glossop’a geleli çok olmamıştı, kızım, o zaman 7 yaşındaydı, evcil hayvan ürünleri satan büyük bir süpermarketin ilan panosunda görmüştü Hally’e ev arandığını. Aradık hemen geldi Hally.

2009 yılıydı, fosforlu bir jiple gelmişti evimize, yanında pahalı marka kedi mamaları da getirmişti, kedinin sahibinin annesiydi bize gelen. Kızı eşinden ayrılınca, Hally’e bakacak kimse çıkmamış.

Bize geldiğinde 3 yaşını doldurmuştu, çok ürkekti geldiğinde ve şaşkınlıktan yatağın ortasına yapmıştı ilk geldiği gün. Hally giriş kapısının bahçe duvarına oturup geleni gideni seyretmeyi çok severdi. Bu yüzden takma adı bekçiydi . Hemen kapının önünde, kaldırıma bitişik olan bahçe duvarında gün batımına kadar beklerdi. Bir de bir kedi huyu vardı, evin önünde, yolda olur olmaz yerde, ortasında uzanıp yatardı ve kuyruğu bir aşağı bir yukarı ortalığı izlerdi, Hally kıpırdamadan yolun ortasında yatardı, araçlar durup kalkmasını beklerdi geçmek için dar yoldan.

Hep korkardık, bir deli şoför çarpıp geçerse diye. Eve canı istediğinde girerdi. Yıllar içinde bizim ona kapı aç ve kapamalarımız arasında o kendine yeni bir yol bulmuştı bile. Kilerden bahçeye olan küçük bir delik yol bulmuş oradan girerdi ama oradan çıkmazdı. Bize bakardı açsın da kapıyı çıkayım derdi.

Aradan tam 11 yıl geçmiş ve dün Hally’i avlunun arka bahçesine gömdük. Kızım beni uyarmıştı bir gün önce, Hally’nin davranışları iyi değil veterinere götür dedi. Hemen ertesi gün Hally’i Tameside veterinerine götürdüm. Doktor ümitsiz dedi. Ne kadar test yapsak ve de hastalığının nedenini bulsak da ameliyat yaşını geçmiş dedi. Ve acı çektiği belliydi. Veteriner, o gün okulda olan kızımla da telefonda görüşüp gerçeği, yani ötanaziyi anlattı ona.

Hally’e son bir kez bir sarıldım ve ardından veteriner damarına uyutucu şırıngayı sapladığında Hally’nin sıkıntılı yüzü yığılarak yavaşca metal masanın üzerine düştü. Gözlerine baktım tekrar, veteriner kediler öldüğünde gözleri açık kalır dedi. Hally’nin vahşi kaplan gözlerine bir kez daha baktım…

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *